10.26.2005

"%76'nın istemediği" meselesi

En son örneğini Radikal'de Yiğit Bulut'un bir yazısında gördüğüm bir mantık hatası var. İktidar partisinin toplam seçmen sayısının %26'sının oylarını almış olmasından hareketle "...kendisini istemeyen yüzde 76'ya..." ifadesi kullanarak meşruiyet sorgulaması yapılıyor.
Mevcut yaygın seçim sistemlerinde ikiden fazla seçenek söz konusu olduğunda, %X oy alan birisinin/birşeyin %(100-X) tarafından istenmediğini bilmemize imkan yok. Seçmenler ancak en çok neyi tercih ettiklerini belirtebiliyorlar; ikinci, üçüncü dereceden tercihleri nedir, kesinlikle istemedikleri nedir, bunları seçim sonucundan bilmemiz mümkün değil. Onun için yukarıda yaptığım alıntı saçma.


Baraj olmalı mı, olmamalı mı diye tartışmak yerine daha köklü şekilde alternatif oylama sistemleri üzerinde tartışılıp, çalışılsa daha faydalı olur. Konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler Wikipedia'daki makale ile başlıyabilirler. Türkiye'deki gibi polarizasyonun yüksek olabildiği durumlarda, seçmenlerin en çok neyi istedikleri yanında neyi hiç istemediklerini de ifade edebilecekleri bir sistem, seçim sonrası meşruiyet tartışmalarını büyük ölçüde çözer. Tek bir kişinin seçileceği durumlar için (darbölge sistemi, eğer olursa cumhurbaşkanının halk tarafından seçimi vs.) için Condorcet yöntemlerinden birisi kullanılabilir. Mevcut milletvekili seçimleri gibi bir bölgeden birden çok kişinin seçileceği durumlarda ise "Single-Transferable-Vote" sistemi uygulanabilir. Bunlar "ziyan olmuş" oylar problemini çözebilecek sistemler.


Böyle kapsamlı bir seçim sistemi değişikliğinin gerçekleşme ihtimali oldukça düşük elbette. Ama bu alternatif seçim sistemlerinde AKP herhalde CHP'den daha karlı çıkar; onun için böyle bir reform için girişimde bulunabilmeleri gerekir diye düşünüyorum.


Not: Hürriyet gazetesinde Özdemir İnce 13 Aralık tarihli yazısında iyice saçma bir çıkarım ile Meclis'teki muhalefet sandalyelerini %73.9'un temsilcisi yapmış.